Yükselen yıldızlar Brezilya ve Türkiye

Brezilya… Nüfus ve yüzölçümüne göre dünyada beşinci. Ekonomisinin hacmine göre dokuzuncu. Latin Amerika’nın ise nüfusu, yüzölçümü ve ekonomisi en büyük ülkesi.

Türkiye… Dünyanın ilk on beş ekonomisinden biri. NATO’nun ikinci kalabalık ordusu. Avrupa’nın ikinci geniş nüfusu. 50’den fazla İslam ülkesi arasında en büyük ekonomi.

G-7 olarak adlandırılan yedi gelişmiş ülke, ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada. Bunun yanında adları son yıllarda giderek fazla anılmaya başlayan ve E-7 olarak adlandırılan gelişmekte olan Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Türkiye ve Endonezya. E-7 ekonomilerinin en geç 2050 yılı itibarıyla G-7’ninkilerden yüzde 50 büyük olacağı öngörülmekte. Bu gelişen yedili arasında, BRIC olarak adlandırılan, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin analizleri dışında, Türkiye de son zamanlarda odak noktası. Bu ülkelerden en çok Brezilya ile karşılaştırılmakta.

Bölgelerinde önemli birer politik ve ekonomik güç olan Brezilya ve Türkiye, başta bahsedilen önemli özelliklerinin yanında, 1960-2000 aralığını askeri rejim, darbe ve krizlerle iki ileri bir geri geçirdikten sonra, son yıllarda yaptıkları reform ve atılımlarla yatırımcı, analist, ekonomist ve politikacıların ilgisini çekmekte. Bazıları Brezilya’da uygulanan politikaların başarısını överek bunların Türkiye’ye uygulanmasını önerirken, başka bir kesim ise farklılıkları vurgulayıp Türkiye ekonomisinin temelinin daha sağlam olduğunu belirtmekte. Bu iki ülke ekonomisine ‘ikiz’ diyenlere, başka uzmanlar şiddetle itiraz ediyor. Aralarında önemli benzerlikler yanında, azımsanamayacak farklar var. Bu durum, ekonomi ağırlıklı bir analizi de ilginç hale getirmekte. Bu yazıda, Latin Amerika gözlüğünden bu iki ülke incelenmekte.

Önce küresel karşılaştırmalar… 2007/2008 Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Raporu’nda, Brezilya, yüksek gelişmişlik seviyesinin sonunda 70’inci sırada. Türkiye ise, ancak orta gelişmiş ülkeler grubuna girerken, son yıllardaki ilerlemesine karşın 84’üncü. Farkı yaratan en önemli faktör eğitim. Yoksulluk göstergelerinde ve gelir dağılımında ise Türkiye görece daha iyi durumda. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Rekabetçilik Endeksi, rekabetçilik seviyeleriyle ülkelerin uzun vadede kalkınma potansiyelini göstermekte. Bu sıralamada 131 ülke arasında 53’üncü olan Türkiye, 72’nci Brezilya’dan çok önde. Aynı kuruluşun Bilgi ve İletişim Katılım ve Yararlanma Hazırlık Derecesi Endeksi (NRI), ekonomilerin inovasyon, rekabetçilik ve kalkınma seviyelerini artırmak için bilgi ve iletişim teknolojilerinden en iyi biçimde yararlanma kapasitelerini ölçmekte. Türkiye, küresel rekabetçilik endeksinde olduğu gibi, 127 ülke arasında, 55’incilikle orta sıralarda. 59’uncu Brezilya’nın ise az önünde.

Görüldüğü gibi bazı küresel sosyoekonomik ve teknolojik göstergelere bakıldığında, genel olarak bu iki ülkeden biri diğerine tam bir üstünlük kuramamakta. Henüz orta sıralarda ve gelişme sürecinde olan iki ülkede son yıllardaki gelişmeler ise genelde umut verici. İki ülkede de ikinci dönemlerini yaşayan iktidarlar, ekonomilerinde önemli adımlar attı. Brezilya’da sol eğilimli PT’nin kurucularından Lula, Türkiye’de sağ eğilimli AKP’nin kurucularından Erdoğan, 2002’den beri başta. Türkiye’de koalisyon hükümeti olmadığından, Erdoğan’ın belki biraz daha fazla hareket alanı olduğu söylenebilir. İlk başa geldiğinde yatırımcıları korkutan eski komünist Lula’nın durumu, Erdoğan ve partisinin din temelli uç sağ geçmişinin yarattığı kuşkulara benzemekte. Bu ürküten geçmişlere karşın, iki liderin önderliğindeki hükümetlerin piyasa ekonomisine uygun ve merkeze yakın politikalarıyla, kamu borç düzeyleri azalmış, enflasyon dizginlenmiş, büyüme oranları iyileşmiş durumda. Sonuçta iki ülke de, bazı alanlarda hala yapısal sorunlar yaşamalarına karşın, küresel kriz dönemine eskisine göre daha güçlü girmekte ve ilerisi için umut uyandırmakta.

Brezilya’nın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’sı (GSYİH) satın alma güçleri paritesi’ne göre iki trilyon dolara yaklaşan büyüklükte. Kişi başına ise on bin doları aşmış durumda. 200 milyar dolara varan döviz rezervleri ve net dolar pozisyonu, kamu tarafında döviz riskini gündemden düşürmüş durumda. Kamu borçları, cari denge ve bütçe açıkları sürdürülebilir oranlarda. Tüketici enflasyonu yüzde altının altında. İşsizlik oranı ise yüzde sekizin altında. Bu göstergeler genellikle Türkiye’den iyi. Bağımsız bir merkez bankası. Enflasyon hedeflemesi, dalgalı kur ve sıkı maliye politikası Türkiye’ye benzer. Şartlı nakit transferi programı Bolsa Familia, en önemli sorunlarından yoksulluğun azalması ve eşitsizliğiyle ünlü gelir dağılımının düzelmesi için olan çabaların başında gelmekte. Olumlu gelişmeler sayesinde kredi notu, yatırım derecesi eşiği olan BBB- seviyesinde. Türkiye’den bir B fazla.

Portekiz sömürgeliğine ilk adım olan XV. yüzyıldan 1900’lere kadar şeker ve altına dayalı ekonomisi, son yüzyılda önemli bir değişim geçirmiş durumda. Hizmet sektörü GSYİH’nın yüzde 70’ine yakınını oluşturmakta. Bunu yüzde 30’un biraz altındaki payıyla sanayi izlerken, tarımın katkısı yüzde dördün altında. Bu yapısıyla giderek gelişmiş ülkelere benzemekte. Tarım sektörünün üretkenliği artarken, kahve üretiminde uzak ara lider. İleri sayılabilecek bir teknoloji sektörü, denizaltı ve uçak yapımı, uzay araştırmaları, uydu fırlatma merkezi, off-shore petrol araştırması, bioetanol üretimi, bilgi ve iletişim dikkati çekmekte. Tekstil ve hazır giyim, taşımacılık, elektronik, makine, çimento, gıda, turizm bazı önemli sektörler.

 

Sosyal güvenlik ve vergi adımları son yıllardaki atılımlara ivme kazandırırken, ihracat, sanayi ve ticarete yönelik politikalar, yerli ve yabancı yatırımcıları özendirmiş durumda. Ayrıca, son yıllarda çok sayıda Brezilya firması yurt dışında yatırım yapmakta. Ticaretini ABD ve AB dışında, Latin Amerika ve dünyanın geri kalanına yaymayı başaran Brezilya, tek bir bölge ve ülkeye bağlı değil. Buna enerji bağımsızlığı da eklenince, kararlarında egemen ve risklerini oldukça dağıtmış bir ülke ortaya çıkmış durumda. Yeni bulunanlarla, petrol rezervleri artmış. Hidroelektrik santralleri, bioetanol üretimi ve nükleer enerji ile desteklenmekte. Temiz ekonomide dünyada söz sahibi olmaya başlayan Brezilya, önemli sorunlarından Amazon ormanlarının talanına karşı ciddi önlemler almakta. İhracatının yarıdan biraz fazlasının emtia olmasına karşın, ürün ve pazar çeşitliliği ve ekonominin dışa açıklığının gelişmekte olan ülkelere göre düşüklüğü, dış pazar daralmasının ülke ekonomisinin büyümesine olumsuz etkisini azaltmakta.

Brezilya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kalıcı üyelik için bastırıyor. Küresel finansal sistemin yeniden yapılanması için sesini yükseltmekte. Mercosur ile olan ekonomik entegrasyonu Unasur ile tüm Güney Amerika’ya yayma ve buna politik birliği ekleme çabalarının öncüsü. Artık AB ile işbirliklerinden Arap Ligi’ne, adımlarını bölge ülkeleriyle birlikte atıyor. Latin Amerika’da liderliğe soyunmakta. Dünya Ticaret Örgütü’nün Doha Turu’nun tamamlanması için önemli çaba harcamakta. Kısacası, gelişmekte olan ülkelerin ezilmemesi için olan çabaların öncülerinden. Belki bunda eski Portekiz sömürgesi geçmişinin de etkisi var.

Brezilya’nın sorunları hala az değil. Bir yanda iyi eğitimli, beyaz, üretken, devletin kalkınma fırsatlarından ve yabancı yatırımdan yararlanmasını bilen ortanın üstü kesim. Öte yanda, siyah ağırlıklı, sefalet içinde, eğitimsiz, şiddete yatkın, hayatta kalma mücadelesinde, gettolarda yaşayan büyük bir alt sınıf. Brezilya toplumunun bu iki kesiminin etnik ve ekonomik yakınsaması hala zayıf. Coğrafyasının büyüklüğü, bölgelerinin entegrasyonunun önünde engel. Kuzeydoğu neredeyse ayrı bir ülke gibi. Amazonlar’ın sanayileşmesi ise yoksul kesime biraz nefes aldırırken, yabancı firmalarla büyük yerel yatırımcıların aşırı zenginleşmesi için bir fırsat.

 

Latin Amerika ülkelerinin, küresel krize son altı yıldır uyguladıkları, geçmişe göre daha sağlıklı makroekonomik ve finansal politikalar sayesinde daha hazırlıklı girdiklerinden, 2009 yılını kriz daha derinleşmediği takdirde büyüme oranının azalmasıyla atlatacakları öngörülmekte. Brezilya, 2009’da cari açık ve bütçe açığını birlikte yaşama durumundaki ülkeler arasında. Sorunlu konuların başında, Türkiye’de olduğu gibi, özel sektör borçları gelmekte. Emeklilik, işgücü, siyasi sistem ve altyapı gibi konularda yapısal reformlarsa, 2010 seçimleri sonrasına kalabilir.

 

Türkiye ekonomisi ise, koalisyon hükümetleri, ekonomik krizler ve yetersiz önlemlerle geçen 90’lı yıllardan sonra, Avrupa Birliği ile entegrasyonun önemli motivasyonuyla yapılan, IMF disiplini ve finansmanıyla destek bulan, sosyal, politik ve ekonomik reformlar olumlu küresel konjonktürle birleşince, 2007’ye kadar önemli iyileşmeler yaşadı. Olumlu gelişmeler arasında, varılan büyüme oranları, enflasyonun makul seviyelere inişi, kamu maliyesinin kontrol altına alınması ilk akla gelenler. On bin dolara dayanan kişi başına düşen nominal GSYİH, Brezilya’nınkinin önünde. Bu gelişmeler, bir ekonomik mucize ve tam bir iyileşme olarak gösterilemese bile, ülkenin eskiden kronik sorunlu olduğu alanlarda önemli. Özelleştirmeler, telekomünikasyon gibi bazı sektörlerin reformuna başlanması ya da tamamlanması, öne çıkan bazı adımlar. Bütçe disiplini ve bankacılık sektöründe daha önce yapılan reformlar, ülkenin küresel krize daha güçlü girmesini sağlamakta. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin piyasa ekonomisinin işler hale geldiğini ilan etmesi, Kopenhag ve Maastricht kriterlerine uyumda özellikle 2006’ya kadarki ilerlemeler, ek göstergeler. Bilgi Toplumu Stratejisi ise, doğru uygulanması durumunda, ülkenin üretkenliğine önemli katkıda bulunabilir.

 

Enerjide dışa bağımlılık, sosyal güvenlik, eğitim, su kıtlığı, tarımda verimsizlik, durgunluk yaşayan AB’ye endeksli dış ticaret, AB sürecinin ve reformların yavaşlaması, cari açık, özel sektörün dış borçları, son dönemde azalan büyüme, çare bulunamayan işsizlik ve yoksulluk, laiklik tartışmaları, etnik gerilim, terör, bölgesel siyasi istikrarsızlık, Türkiye ekonomisinin önündeki bazı sorun, risk ve tehditler. Sürdürülebilir ve büyüme odaklı maliye politikalarının etkisinin geç ortaya çıkması ise, iki ülkede de bu konuda yapılması gerekenleri politik olarak zorlaştırıyor.

Son yıllardaki olumlu gelişmelere karşın, iki ülke de esas sınavı 2009 yılında verecek. 2008 yılının son aylarında gelişen ülkelere de yayılmaya başlayan ABD merkezli küresel finansal kriz, 2009 yılında bütün dünyada reel ekonomilerde tam anlamıyla hissedilecek. Türkiye’nin daralma yaşaması daha olası gözükürken, Brezilya, Latin Amerika geneli gibi, büyümenin yavaşlamasıyla krizi atlatacak gibi. Makroekonomik performansı, çeşitliliği yüksek ekonomisi, iç ve dış pazarların genişliği, ülkenin küresel krizden az zararla çıkmasına yardımcı olabilir. Türkiye ise, dışa daha açık ekonomisinin Avrupa’ya endeksli olması, işsizlik problemi, yapısal cari açık sorunu, enerji bağımlılığı gibi özellikleri nedeniyle küresel kriz dönemine daha dezavantajlı girmekte.

Orta ve uzun vadede ise durum değişebilir. Brezilya, dünyanın geri kalanından coğrafi olarak uzak. Toplumda uçurumlar devam etmekte. Latin Amerika, gelecek projeksiyonlarında genelde arka planda kalmakta. Yoksulluk önemli sorun. Demokrasinin adı var. Sömürge döneminden beri politik ve ekonomik gücü elinde bulunduran elit kesim, bölgenin sürdürülebilir kalkınmasının ve çoğunluğun refahının önünde engel. Bölge entegrasyonunu da baltalayan faktörlerden. Güvenlik ve şiddet sorunu, mafya, organize suçlar, fuhuş şebekeleri ve uyuşturucu sektörü, gelecek için olumsuz bir tablo çizmekte. Ülkelerden bazılarının ‘aciz devlet’ durumuna düşme eşiğinde olduğu vurgulanmakta. Birçok ekonomi hala emtia ürünlerine dayalı. Türkiye’nin, AB, Orta Doğu, Asya gibi önemli çekim bölgelerine yakınlığı bir avantaj. Dış politikada ağırlığını artırıyor. Yenilenebilir ve başka alternatif enerji potansiyeli büyük fırsat. Jeotermal enerji, güneş, rüzgar, Brezilya’nın kaynaklarından daha temiz olabilir. Toryumlu nükleer enerji ayrı bir umut. Yavaşlayan AB sürecine kazandırılabilecek bir ivme ve hızlandırılacak reformlar, laiklik ve etnik sorunları aşılabilirse, ülkeyi kısa zamanda farklı bir konuma getirebilir.

Brezilya, Türkiye’ye göre küresel kriz döneminde biraz daha sorunsuz gözükse de, uzun vadede Türkiye’nin potansiyeli yüksek. Bu potansiyelin gerçeğe dönüştürülmesinde ise, hükümetin performansı, küresel ekonomik durum ve özellikle bölgedeki politik konjonktür belirleyici faktörler olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s